GK Game News - шаблон joomla Продвижение
Menu



       

Boğaziçi Üniversitesi'nde 'Üniversite gericiliğe boyun eğmez' etkinliği

Önceki gün İstanbul Teknik Üniversitesi'nde gericilik karşıtı bir eylem düzenleyen Komünist Gençlik, bugün 13:30'da Boğaziçi Üniversitesi'nde Alaeddin Şenel, İzzettin Önder ve Aydemir Güler'in katılımıyla "Üniversite gericiliğe boyun eğmez" başlıklı bir etkinlik gerçekleştirdi.

Etkinlik Aydınlanma ve devrim mücadelesinde yaşamını yitirenler için bir saygı duruşuyla başlarken, sermayeye ve hükümetin kolluk güçlerine karşı direnen Artvin halkı da unutulmadı.
 
Üniversite Konseyleri Derneği (ÜKD) Yönetim Kurulu'nun Gizem Gül tarafından okunan mesajında, ÜKD'nin kuruluşundan bu yana aydınlanmacı, bilimsel ve toplumcu bir üniversite için yola devam ettiği vurgulanırken piyasalaşma ve gerici kadrolaşmaya karşı mücadele çağrısı yapıldı. İki gün önce Ankara'da patlayan bombaya dikkat çekilen metinde, yoksulluk, baskı ve şiddete aslında bir gün bile tahammül edilemeyecekken, bunların dinselleşme eliyle olağanlaştırıldığının altı çizildi.

ALAEDDİN ŞENEL: İNANÇ BİR ÖZGÜRLÜK OLAMAZ, ANCAK HAK OLABİLİR


Prof. Dr. Alaeddin Şenel'in konuşmasından notlar:

"Bu konuşmada bana düşen, Aydınlanma kavramını aydınlatmak.

Öncelikle şunu belirteyim; 'Tek tanrılı dinler' demek doğru değildir, hepsi aynıdır. Dinsel ideoloji, ortaya çıkışından günümüze kadar yönetici sınıfların kendi konumlarını meşrulaştırmasının bir aracı olmuştur. Evrenin tek gerçek yaratıcı öznesi insandır; maddeye biçim değiştirtmesinin yanında, kavramsal düzeyde yoktan var eden de yalnız insandır. İnsan toplum içinde özgürlüğü kazandığı için topluma karşı sorumludur. İnanç bir özgürlük olamaz, ancak hak olabilir.

Aydınlanma işçi sınıfının bir ideolojik silahıdır. Aydınlanma, feodal toplumun dinsel ideolojisine karşı, endüstriyel öğelerin bilimsel eleştirilerinin toplamı olarak tanımlanabilir. Günümüzdeyse din düşüncesi hortlatılmıştır."

İZZETTİN ÖNDER: KAPİTALİST DÜZENİ BİR BÜTÜN OLARAK KARŞIMIZA ALMALIYIZ


Prof. Dr. İzzettin Önder'in konuşmasından notlar:

"İşimiz çok zor. Yalnızca düşüncelerin kendisini değil, düşünceleri altındaki üretim ilişkileriyle birlikte irdelemeli; nedenselliği buradan kurmalı. Bir iktisatçı olarak ıstırap içindeyim... İktisat alanında bir kalıpsal düşünme yöntemi var ve bunun altında püriten-kalvinist düşünce; ‘Bugün Allah için ne yaptın?’ düşüncesi yatıyor. Bugünkü neoliberal sistemde, üretim merkezleri değişiyor, sermaye yaygınlaşıyor; bu gerçekleştikçe emek yalnızlaşıyor ve toplum yabancılaşıyor. Emeğin bir kimliğe girmesi, bir yol açması lazım. Bir sınıf bilincine girmesi lazım, ama engeller var. Neoliberal dünyada sınıf bilinci geriye çekildi, alt kimlikler öne çıkarılmaya çalışıldı. Bu tehlikelidir; çünkü gelişmekte olan ekonomilerde kimliklerin öne çıkarılması -kaynak olmadığından- ayrıştırmaya ve kavgaya neden olur.

İnsanları yönetmek için, imam hatipleşmeyle de birlikte yeniden bir 'fetva ekolü' oluşturuldu. Bunun üzerinde bir dinsel düşünce yükseltiliyor. Ankete dayalı sosyoloji ve bugünkü iktisat biçimi gibi yollarla, düşünceye odaklayıp alttaki üretim ilişkisini onaylatıyor. Oysa insan dokusu üretim ilişkisi üzerinde yükselir. Önceki dersin hocasının sınıftan çıkarken tahtayı silmemesi bile kapitalizm yüzündendir. Bu bir iman meselesidir ve bunu yaptıran, üretim ilişkisidir. Bütün bir tarih bizi sosyal demokrasiyle kandırdı. Sistemi, sömürüyü görmeli, kapitalist düzeni bir bütün olarak karşımıza almalıyız. Bununla böyle mücadele etmeliyiz."

AYDEMİR GÜLER: BU KAVGA ŞİDDETLENECEK

Aydemir Güler'in konuşmasından notlar:

"Bugünkü Aydınlanma bizim kendi tarihimizle hesaplaşmamızı gerektirir mi? İnanmanın karşısında düşünme vardır. Bunu sonuna götürebilir miyiz? Bir mutlak bilgi, bir mutlak aydınlık var mıdır?

Mutlak bilgi mümkün değil. Öte yandan, insanın anlama güdüsünü ve merakını engellemek de mümkün değil. İnsan başa çıkamadığı zorluklara karşı afyona sığınmak istiyor. İnsan bilinmezlikle karşı karşıya kalmaya mahkum mudur? İlla bir şeye inanmaya mahkum mu? Hakikatin bütün kıvrımlarını hiçbir zaman açığa çıkaramayacak insan; ama bu, yöntemi değiştirmez. Biz bir şeyleri anlamaya mı çalışacağız, yoksa zorluklardan kaçacak mıyız? Keşfetmek için mücadele edersiniz.

Hakikatin açığa çıkartılmasına karşı çıkarları olanlar var. Bu sınıfsal bir tercih. Bazı sınıfların çıkarları karanlığın devamından yana. İnanmak bir haktır; ama bununla insanlığın içinde bulunduğu sömürü mekanizmasını saklamak... Bu bir özgürlük değil, bununla ancak mücadele edilir.

Yalnızca Türkiye’de değil, dünyanın farklı yerlerinde de kapitalizm gericileşmeyle kol kola yürümek zorunda. Fransa'da laiklik yasaları tartışılıyor. Türkiye gericiliğin öncülüğüne soyunmuş coğrafyalardan bir tanesi; ama kriz bütün dünyada. Kapitalist dünya artık yüzde 10'un üzerinde bir işsizlik oranıyla var olabiliyor ancak. İşsizliğin azaltılması, yoksulluğun önlenmesi gibi gündemler yok. Artık istihdam yaratmayan büyüme var. Bunu nasıl açıklamalı? Afyon lazım. Alın size dinselleşme. Saldırı doğrudan sınıfsal bir saldırı. Bunların Ortaçağ'dan çıktıkları doğrudur; ama Ortaçağ gericiliğinin bugün Türkiye'de egemen sistem haline gelmesi yalnız bununla açıklanamaz. Modern kapitalizm hayatını sürdürebilmek için Ortaçağ'a ihtiyaç duyuyor.

Modern sermaye sınıfı laisizmi bıraktı, bu artık tamamen emekçi sınıflara kalmıştır. Mutlak aydınlanmacılık, karanlıkta kalan her şeyle hesaplaşma, burjuvaziyle ittifakın yüklerinden kurtulmanın özgürlüğü... Bu, aydınlar-düşünürler arasında bir kavga olmamalı, emekçi sınıfların mücadelesi haline gelmelidir. Solun, emekçi yığınlara "Aydınlanma doğrudan senin sorunundur." demesi gerekiyor. Dinsel düşünce emekçi sınıfların mahkumiyetidir. Türkiye'de solculuk imanla empati kurma uzlaşmacılığından arınmalıdır. Bugünkü siyasi iktidarın şekillendirdiği rejimde yalan ve din iç içe geçmiştir. Türkiye’deki aydınlanmacı birikim buna sığamaz. Türkiye, bu dinselleşme basıncıyla yeni ve karanlık bir statükoya oturmayacak. Türkiye solu gericilik konusunda bayrağı kaldırmalıdır. Bunu paylaşacak başka kimse yoktur. Bu kavga şiddetlenecektir. Ancak emekçi sınıfa yaslanan ve sosyalizmi hedefleyen bir özne bu kavgayı verebilir. Bu bir anlamda yalnızlaşma, bir yandan da tarihsel bir olanaktır."

'UMUTSUZLUĞA KAPILANLARI EVLERİNDEN ÇIKARMAK GEREK'


Son konuşmayı Komünist Gençlik'i temsilen Şebnem Topal yaptı. Komünist Parti'nin "Türkiye dinsel kurallarla yönetilemez" metninden söz eden Topal, dinselleşme karşısında ilan ettikleri savaşın üniversitelerdeki ilk adımlarının önceki gün İTÜ'de ve bugün de Boğaziçi Üniversitesi'nde atıldığını söyledi. Umutsuzluğa kapılanları evlerinden çıkarmak gerektiğini belirten ve "Bizler, sermaye vahşetine karşı işçi sınıfının partisiyle mücadele verileceğini biliriz" diyen Topal, konuşmasını önümüzdeki haftasonu Türkiye çapında gerçekleştirilecek olan Sosyalizm Okulları'na çağrı yaparak sonlandırdı.