GK Game News - шаблон joomla Продвижение
Menu



       

Avrupa Komünist Gençlik Örgütleri Toplantısı’nın ardından…

Ekim Sosyalist Devrimi’nin 100. yılına denk gelen 13. Avrupa Komünist Gençlik Örgütleri Toplantısı’nın İstanbul’da yapılması, son yıllarda Türkiye’de yaşanan siyasi gelişmelerin sınıf hareketi açısından önemine işaret etmekle kalmadı, aynı zamanda Türkiyeli komünist gençlerin görece zorlu koşullar altında sürdürdükleri mücadeleyle dayanışmak anlamına da geldi. Ev sahipliği yaptığımız toplantının bir kez daha su yüzüne çıkardığı uluslararası komünist hareket içindeki farklılıklar ise bütün komünistler tarafından çalışılmayı hak ediyor.

 


Her yıl düzenlenen ve Avrupa'nın farklı ülkelerinden genç komünistleri buluşturan Avrupa Komünist Gençlik Örgütleri Toplantısı'nın (MECYO) on üçüncüsü 24-26 Şubat tarihlerinde Türkiye Komünist Gençliği'nin (TKG) ev sahipliğinde İstanbul'da gerçekleşti. Toplantıya 13 ülkeden 15 komünist gençlik örgütü katılırken, toplam delege sayısı 30'u buldu. Ekim Devrimi teması çerçevesinde düzenlenen toplantının sloganı ise şu şekildeydi: "Büyük Ekim Sosyalist Devrimi'nden yüz yıl sonra dersler çıkarıyoruz. Geleceğimiz olan sosyalizm için savaşıyoruz!"


Toplantının konferans bölümünde sosyalizmin ve devrim fikrinin güncelliği ve SSCB’nin insanlığa kazandırdıkları hakkında sunumlar yapıldı. Seminer bölümünde ise farklı ülkelerdeki anti-komünist uygulamalar ve bunlara karşı mücadele yöntemleri üzerine tartışıldı. Toplantı boyunca yapılan tartışmalardaki katkılarla son halini alan ortak açıklama taslağı ise katılım gösteren 15 örgütten yalnızca 12’si tarafından imzalandı ve böylece MECYO adına bir ortak açıklama yapılamamış oldu.


‘Ertelemecilik’ tartışmasının yansımaları

 MECYO’nun genel işleyişi ve ortak açıklama konusunda İstanbul’da yaşanan tartışmalar yeni bir kırılma ya da aşılması olanaksız bir gerginlik anlamına gelmiyor. 2000 yılından beri düzenlenen ve bizim de 2005 ve 2007 yılları olmak üzere daha önce iki kez İstanbul’da ev sahipliği yaptığımız bu toplantıların tam bir akıl ortaklığı içinde geçmediği bir sır değil. MECYO içerisinde yer alan bütün örgütler dünyadaki “komünist” örgütler ailesinin üyesi olsa da, stratejik öncelikler örgütten örgüte değişebiliyor. Üstelik bu stratejik farklılıklar, çoğu zaman, farklı ülkelerin özgünlükleriyle açıklanamayacak nitelikte oluyor. Emperyalist sistemin krizi derinleşirken, bu krizin henüz bir devrimci duruma dönüşecek kadar olgunlaştırılamamasının sancısı, komünist hareket içerisindeki tartışmaları sertleştiriyor. Dünya komünist hareketinin günümüzdeki durumunu anlamadan bu ayrımları doğru anlamak ise mümkün değil. Bugün dünyanın dört bir yanında kendini “komünist” olarak adlandıran irili ufaklı yapılar bulunuyor. Yirminci yüzyılda filizlenen kuramsal ayrımların ve reel sosyalizmin çözülüşünün neden olduğu karamsarlığın sonucu olarak bu yüzlerce yapı bugün oldukça dağınık bir görüntü veriyor. Bazıları kıskançlıkla geleneksel değerlere sıkı sıkıya sarılırken, bazıları da burjuva partilerine yanaşmakta sakınca görmüyor. Kimileri komünist olmayı “sabır işçiliği” olarak anlarken, kimileriyse dönemin gereklerini başka yollarda gezinmekte görüyor. Partiler bu durumdayken, gençlik örgütlerinin de bu dağınıklığı açıkça yansıtması doğal. En genel biçimiyle tanımladığımız bu dağınıklığın içeriğini anlamak için MECYO’daki somut tartışmalara değinebiliriz. Tartışma başlıklarını sıralamamız belli bir fikir verecektir: Metinlerde şu ya da bu düzen kurumunun ya da kapitalist devletin (Avrupa Sol Partisi, SYRIZA, Rusya Federasyonu, vs.) adının geçirilip geçirilmemesi, “sosyalizm mücadelesi” kavramının gençlik mücadelesiyle ilişkisi, çeşitli alanlarda sürdürülen gençlik mücadelelerine metinlerde tek tek ve ayrıntılı olarak yer ayrılıp ayrılmaması. Bu soruların altı eşelendiğinde bütün tartışmaların stratejide düğümlendiğini görüyoruz. Düzen güçleriyle dönemsel olarak yakınlaşılabileceğini mi düşünüyoruz? İçinde bulunduğumuz mücadelelerde bilinçli olarak “sosyalizm” söylemini geri çekersek daha kolay kitleselleşebileceğimizi mi düşünüyoruz? Güncel sorunlarda kazanılacak düzen içi iyileştirmelerin ve ne olduğu belirsiz bir “demokratikleşme”nin bizi sosyalizme yakınlaştıracağını mı düşünüyoruz? Yoksa bu köhne düzeni bütün çürümüşlüğüyle alaşağı etmek için gençliği ve işçi sınıfını zaman yitirmeksizin sosyalist iktidar mücadelesine örgütlememiz gerektiğine mi inanıyoruz? Her şeye rağmen son derece yoldaşça bir havada yürütülen tartışmalarda doğrudan doğruya sorulmaktan kaçınılan basit ama isabetli soru şu oluyor: Sosyalist iktidar perspektifini hepimiz paylaşıyor muyuz?

 

MECYO Ve Ötesi

En çarpıcı biçimiyle sorunu ortaya koyduktan sonra şu soru sorulabilir: Aramızda böylesi derin ayrımlar varken bu yorucu diplomasiye gerçekten gerek var mı? Bu soruya verilecek doğru yanıt, hareketimizin yıllardır büyük özverilerle sürdürdüğü ve hatırı sayılır bir birikime dayanan uluslararası çalışmalarımızı doğru anlamlandırmanın da tek yolu. Bu soruya verilecek en genel ve en kestirme yanıt, hepimizin aynı aileden olduğu yanıtı. Bütün ayrımlara ve çeşitliliklere karşın uluslararası komünist hareket içindeki yoldaşlarımız “komünist” sıfatını büsbütün terk etmiş değil, insanlığın sorunlarının biricik kalıcı çözümünün öyle ya da böyle sosyalizmden geçtiğine inanıyorlar ve Marksizm-Leninizm formasyonu kapsamında benzer kitapları okuyup tartışıyorlar. Çok da uzak olmayan bir gelecekte dünyadaki gelişmeler karşısında komünistlerin eli güçlendiğinde uluslararası hareket içindeki dağınıklığın hızla toparlanmasını sağlayacak zemin varlığını koruyor.

 

Öte yandan, işin bir kez daha strateji yönünden söz etmeli. Gençlik örgütlerini buluşturan bir başka etkin uluslararası platform olan ve bizim de uzun yıllardır üyesi bulunduğumuz Dünya Demokratik Gençlik Federasyonu’nun (WFDY) tersine, MECYO’nun bileşiminde ağırlığı sosyalist devrim teorisini benimsemiş örgütler temsil ediyor. Düzenin büyük krizine karşın solun giderek çaresizleştiği bir Avrupa’da MECYO gibi bir oluşumun kıta gençliğine sosyalizmin sesini ulaştırmasının önemi giderek daha da büyüyecektir. “Proletarya enternasyonalizmi”ni burjuva diplomasisinden ayıran temel nokta, tek tek ülkelerde yürütülensavaşımların ortak kavgamızı güçlendirdiği ve uluslararası yoldaşlığımızı pekiştirdiği gerçeği. Uluslararası komünist gençlik hareketi henüz yeterince olgunlaşmış değil. Birbirinin mücadele deneyimlerinden dersler çıkaran, düzenin krizinin boyutlarını anlamaya çalışan ve değişime son derece açık olan bu örgütler arasında yaşanacak olası bir erken kırılma, bugün ancak sınıf düşmanlarımızı sevindirmeye yarayacaktır. Tarihin şu önemli uğrağında komünistlerin sözünün ağırlığının artması ve Avrupa’da MECYO’nun daha etkin kılınması gerekiyor.


Uluslararası Hareket İçinde TKG’nin Rolü

Uluslararası alanda partimizin elde ettiği birikime yaslanan Türkiye Komünist Gençliği, tanınan ve saygı uyandıran bir özne. Ekim Devrimi’nin hem 90. hem de 100. yılındaki MECYO’ya bizim ev sahipliği yapmış olmamızın nedeni de bu. Uluslararası hareket içinde devrimci kanadın önemli bir temsilcisi olmanın yanı sıra, Türkiye’de komünistlerin verdiği savaşım başka ülkelerdeki yoldaşlarımıza ilham veriyor.

Dünyanın birçok yerinde örgütsel ve kuramsal anlamda arayış içinde olan komünist partiler önemli dönüşümler geçiriyorlar. Birçok ülkede gençlik örgütleri bu dönüşümün yürütücülüğünü üstleniyor, aktarılan kadrolarla ve üretilen siyasetle, bazı ülkelerin komünist gençlik örgütleri partilerine devrimci müdahalelerde bulunabiliyorlar. Komünist hareket 1990’ların ölü toprağını üstünden atarken komünist gençlik örgütlerinin sınıf siyasetini örgütlemesi ve düzen içindeki çatlaklara yerleşmesi büyük önem taşıyor. Sosyalist devrimler çağının Ekim’le birlikte aralanan kapısının ardına dek açılmasında komünist gençlere büyük sorumluluk düşüyor. Partisinden ve geleneğinden beslenen TKG, uluslararası alanda daha fazla sorumluluk almayı sürdürecek, proletarya enternasyonalizminin içi boş bir slogan olmadığını gösterirken aynı zamanda da devrimci seçeneği yükseltmek adına elinden geleni yapacak.